TürkçeEnglishFranceGermanyRusiaSpain ana sayfa |iletisim |ziyaretçi defteri | resim galerisi
| Sohbet


[GONUL YARASI] [BIRINA EVINE]

gercek asklar

 

 

 

MEM U ZİNE-İKİ KÜRT GENCİN AŞK HİKAYESİ

 

 

 

   

 

 

Cizre hükümdarlarından Mir Abdullah'ın oğlu Mir Zeynuddin zamanında (854 Hicri, 1451/1451 Miladi) yıllarında olay meydana gelmiştir.
Kürt şairi, bilgini olan Ehmedê Xanî tarafından yazılmış ve 1695 yıllında tamamlanmıştır. Bu bu eserin hangi tarıhte yazılmış olduğu hakkında hiçbir belge yoktur. 1690 yılında yazmaya başladığı söylenmektedir.
Xanî'nin, hangi tarihte doğup hangi tarihte vefat ettiği hakkında da kesin bilgiler mevcut değil. Buna rağmen Xanî'nin (1651/52) yılında Hakkârî bölgesinde bulunan Xân köyünde dünyaya geldiği ve ismini buradan aldığı yargısı güçlüdür. Ehmedê Xanî, Kürt edebiyatına can verenlerin başında gelmektedir. Ve Kürt halkına birçok eser armağan etmiştir. Bu eserlenden biri (şaheseri) olan Mem û Zîn'dir.

Ahmedê Xanî, bu olaydan yaklaşık olarak 240 yıl sonra Cizre'ye gelmiş ve eserini yazmıştır. Bu ölümsüz eser hakkında günümüze kadar onlanca inceleme kitabı ve yüzlerce makale yayınlanmış, konferanslar düzenlenmiş, tartışmalar yapılmıştır. Bir eseri üzerine bunca şey yapılmışken, Ehmedê Xanî'yi anlatmak ve bir kaç sayfaya sığdırmak elbette ki mümkün değildir. Onun için ben de Xanî'nin 'Mem û Zîn' adlı ölümsüz eserinde birazcıkta olsa bahsetmeye (tanıtmaya çalışacağım desem
daha doğru olur.) çalışacağım.

Cizre Beyi, Mir Zeynuddin'in Zîn ve Sitî adlarında iki tane bacısı vardı.

Zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. Bey onu çok severdi. Sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. Tacdin, Beyin Divan Vezirinin oğluydu. Hikâyenin ana
kahramanı Mem ise Tacdin'in manevi kardeşi ve dostuydu. Botan bölgesinde baharın müjdecisi olan Mart ayında (21 Mart Newroz), eğlence ve bayram günlerinde çoluk - çocuk bütün Cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.

İşte böyle bir günde Mem ile Tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. Şenlik alanına vardıklarında
erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar Sitî ile Zîn'di) Onları görür görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. Sitî ile Zîn bayan kıyafetli iki
erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzeklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. Mem ile Tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin
ve sersem onlduklarını görürler. Bu esnada Tacdin Mem'in parmağında, üzerinde Zîn yazılı mücevheri fark eder, Tacdin Mem'ın parmağına doğru elini
uzatınca Mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde Sitî yazılmış olan yüzüğü görür. İkiside Sîti ve Zîn'in ne yapmış olduklarını
anlarlar. Sitî ile Zîn dadıları olan Heyzebun'a anlatırlar. Dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan Mem ve Tacdin'in yanına varıp, Sitî
ve Zîn'inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir. Fakat Mem 'bununla yaşıyorum' diyerek yüzüğü vermez.
Mem ile Tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. Bunun üzerine Tacdin için Cizre'nin önde gelenleri Cizre Bey'inden Sitî'yi Tacdine isterlerler.
Bey, Tacdin'e Sitî'yi verir. Böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. Aslen Botanlı olmayıp İran'ın bir köyünden (Merguverli) olan Beko, Bey'in kapıcısıdır.
Tacdin Beko'yu hiç sevmez. Bey'e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığı söyler fakat bey: 'değirmenimiz onunla dönüyor. Köpekler de
kapıcıdırlar' der. Beko, Bey'in Zîn'i Mem'e vermemesi için 'Efendim, Tacdin kendi tarafından Zîn'i Mem'e vermiş.' Bunun üzerine kızan Bey,
'and içerim ki; Zîn'i eş olarak Mem'e vermeyeceğim' der. Bey'in ava çıktığı bir günde Mem Zîn'i görmek için bahçeye girer. Mem'i gören Zîn birden yıkılıverir
yere. Bu sırada Mem onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der]
'Ey gul! Eger tu nazenînî, / 'Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin,
Kengê tu ji rengê ruyê Zîn'î / Sen nerde, Zin'in yüzünün rengi nerde?
Ey sınbıl! Eger heyî tu xweş bû, / Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokan var,
Reyhan ji te bûyîne sîyehrû, / Reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
Hun ne ji mîsalê zilfe yarin / Fakat siz yarimin zülfine benzemezsiniz.
Hun her du fızûl û he zekarın / İkiniz de arsız ve herzecisiniz.
Ey bılbıl! Eger tu ehlê halî / Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın,
Perwanyê şem'ê werdê alî, / Kırmızı gül mumunun pervanesisin.
Zîn'a me ji sorgula te geştir / Benim Zîn'im senin kırımızı gülünden daha şendir.
Bext'ê me ji talıê te reştir' / Benim bahtım da senin talihinden daha karadır.'

Mem bunu söyledikten sonra Zîn'i görür ve oda orada bayılır. Ava giden Bey, avdan dönünce Mem'i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. Mem
'Beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum'der. Bey'in yanında bulunan Tacdin abanın altında
Zîn'in saçlarını görür, durumu anlayan Tacdin Bey'i ikna ederek divana doğru götürür. Daha sonra eve gidip Sitî ve çocuğunu evden çıkararak,
evi ateşe verir. Böylece Mem ile Zîn'in kurtuluşu için Tacdin evini feda eder. Emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. Beko'nun oyunlarıyla
beyle satranç oynamaya ikna edilen Mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. Beko Mem'in iyi oynadığını görünce Mem'in yönünü Zîn'e doğru çevirir. Zîn'i görüp
hayallere dalan Mem, Bey'e yenilir. Sevgilisinin Zîn olduğunu öğrenen bey Mem'in zindana atar. Bir seneye yakın zindanda kalan Mem, Zîn'in hasretine dayanamayıp
ölür. Mem'in cenazesinin kaldırıldığı esnada Tacdin Beko'yu görüp öldürür.

Beko'nun öldüğünü gören Zîn, bakın hakkında ne düşünüyor:

'Ey şah û wezirê izz-û temkin! / 'Ey izz ve temkinli şah ve vezir!
Ez hêvî dikim ne kin înadê / Rica ediyorum inatetmeyiniz,
Der heqqê vi menbeê fesadê / Bu fesat kaynağı hakkında.
Lewra ku xwedanê ins û canan / Çünkü insanlar ve cinlerin Allahın,
Wi xaliqe erd û asimanan, / Yer ve göklerin yaratıcısı,
Roja ewî hubbe da hebîban / Sevgiyi, sevgilileri verdiği gün,
Hıngê ewî buxzê da raqiban / O zaman buğzu da rakiblere verdi.
... / ...
Em sorgulin, ew jibo me xare / Biz kırmızı gülüz, o bizim için dikendir
Em gencîn û ew jibo me mare / Biz hazineyiz o bizim için yılandır.
Gul hıfz-ı di bin bi nûkê xaran / Güller dikenlerin gagasıyla korunur,
Gencîne xwedan di bin bi maran / Hazinelerde yılanlarla beslenir.
... ...
Ger ew ne bûya di nêv me hail / Eğer o olmasaydı aramızda engel,
Işqa me di bû betal û zail' / Aşkımız da buzulur ve zail olurdu.'

Nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) Beko olacaktır. Diyen Zîn, Mem'in mezarının
başında devamlı ağlayarak şöyle der:

'Ey vücudumun ve canımın mülkümün sahibi,
Ben bahçeyim, sen de bahçıvan
Senin bahçen sahipsizdir
Sen olamazsan onlar neye yarar
Kaşlar, gözler, zülüfler neyedir.
Zülfümü tel tel çekeyim
Sonra yarim sen beni belki değişik görürsün
En iyi hepsi yerinde kalsın
Hakk'a emanetim teslim ediyim.'

Diyerek yapıştığı Mem'in mezar taşında canını verir. Bey, Zîn'i gömmek için Mem'in mezarını açtırarak Zîn'i sarktığı esnada şöyle seslenir]
'Memo! Al sana yar! der.

Xanî, bu aşk hikâyesini, Kürt halkı arasında oldukça yaygın olan ve sözlü gelenek yoluyla yüzyıllarca dilden, dile dolaşan 'Memê Alan Destanı''ından esinlenerek yazmıştır. Mitolojik bir nitelik kazanan
bu destan M.Ö.'den bu yana halk arasında, daha çok 'dengbêj' 'ler tarafından ve özellikle uzun kış gecelerinde ard arda uzayıp giden gecelerde manzum ve bazen de anlatıcı durup mensur (hikaye edici bir dille) a
nlatırdı. Uzun soluklu bu dengbêjleri, halk âdeta büyülenmiş bir şekilde ve kendinden geçercesine saatlerce dinler ve onu takip eden gecelerde hikâyenin
sonunu büyük bir sabırsızlık ve merakla beklerdi. Halkın ilgisini göre anlatıcısı da hikâyenin kısa veya uzunluğunu belirler. Xanî, 'Mem û Zîn' ' i XVII. Yüzyılın
sonlarında yazmıştır. O dönemde yazılmış olan bütün eserlerde Arapça ve Farsça'nın etkisi altında kalıp bu dillerden kelimeler mevcuttur. (Bu Divan Edebiyatı'nın
da bir özelliğidi.) Bunda dolayıdır ki bu Mem û Zîn'de de bu etkiyi görebilmek mümkündür. Buna rağmen bu eser, Kürt dilinin ve zengin kültürünün ispatıdır. Xanî'nin, 'Kurmancım, kûh-î kenarî ' (Kürdüm, dağlıyım, kenardanım) deyişi,
sanırım birçok sorunun cevabı niteliğindedir. Bu eser, ilk olarak Ahmed Faîk tarafından (1143 hicri-1730 miladî) yılında Azeri Türkçesine çevrilmiştir.
Sırrı Dadaşbilge, 1969 yılında nesre çevirip, beyitlerini sadeleştirmiştir. 42 yaprak 83 sayfadan meydana gelmiş bu çevirinin ilk sayfası zayidir. Faîk,
Ehmedê Xanî'den 35 yıl sonra çeviri yapmıştır. İki ayrı yerden kendisinden bahsetmekte olan Faîk ayrıca gazellerin son beyitlerinde mahlaz kullanmıştır.
İkinci olarak Abdulaziz Halis Çıkıntaş 1906 yılında Türkçeye çevirmiştir. Fakat kitap bir türlü basılamaz. Arapça, Fransızca, Almanca, Rusça başta olmak üzere birçok
dile çevrisi yapılmıştır. 1968 yılında M.Emin Bozarslan tarafından Türkçeye çevirilmiştir. Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliyet gibi Mem û Zîn'de dünyanın ölümsüz edebi eserleri arasında yerini almıştır. Ve yine bu eserlerdeki gibi
Mem û Zîn'de de beşeri aşktan ilahî bir aşka yükseliş vardır. Bu aşk etrafında Xanî, çağın sosyal, kültürel, dini ve idari durumunu güçlü bir şekilde tasvir
etmiş, bölge (Botan bölgesi)'nın törelerini, bayramlarını (Burada Newroz bayra**nın yeri oldukça önemli...), bayramlarla birlikte av partilerini,
kır eğlencelerini kısacası halkın bütün yaşantı tarzlarını görebilmek mümkündür. Aşk unsurunun yanında, dağlardan (Cudi, Tura 'Tur dağı'), sulardan
(Özellikle Dicle nehrini), ağaçlardan, hayvanlardan, kuşlardan (Bülbülün önemi büyük), bitkilerden (Bülbülle bağlantılı olarak gül'den ), renklerden,
kokulardan sık sık bahsetmekte bunları okuyucunun zihninde canlandırıp adete gözler önüne sermektedir
gercek asktir
 

 

 

 

¸.·*♥*MEM U ZİNE*♥*·.¸

Kim bilebilirdi ki, aynı isimde üç kişi olduğu ve bu üç kişilerin aşkları yüz yıllarca dillerde destan olacağını. Hiç kimse bunu bilemezdi, Mir Sévdin de buna hiç ihtimal vermiyordu. Mezopotamya topraklarında hep yaşanan ve gözle görülür bir şekilde gerçektir, ancak neredeyse bütün Mezopotamya halkı bu gerçeği görmezlikten geliyorlardı, halende görmezlikten geliyorlar. Her ne kadar erkek çocukları bir başka birine aşık olduğunu düşünseler de, kız çocuklarının ne birine nede birinin kızlarına aşık olduğunu veya olacağını da asla düşünmüyorlar. Aslında bir gerçeği görmezlikten geliyorlar. Erkek çocuklarının aşık olduğu kişi bir kız olduğunu ve bu kız da kendileri düşündükleri bir ebeveynlerin çocuğu olduğu nasıl da düşünemiyorlar.
Adıyaman (Müğrüb) şehri geleceğin tek veliahttı olan Mem günün birinde hiç tanımadığı bir toprakta aşık olacağı kız yüzünden öleceğini asla bilmiyordu. Beyliğin tek evladı olan Mem daha yeni ergenlik çağına girdiğinde, onun yerine bir başkaları düşünüyordu. Mem daha dünyaya gelmeden önce de onun yerine bir başkası düşünüyordu. Hayatı boyunca bir başkası onun yerine kararlar verecek ve kendisi istediği değil de, başkaları istedikleri yere gidecek, kendisi istediği yerde oturmayacak, bir başkası istediği yerde oturacak. MEM en doğal hakkı olan gönlünü de kendisi istediği kişi değil, bir başkası istedikleri kişileri sevecek ve evlenecek. Aksi takdirde sevdiğine kavuşmadan ölecek.
Nevroz; baharın başlangıcı, kanların hızlı dolaştığı ve gönüllerin coştuğu 21 Mart da Mezopotamya da hep bayram olarak kutlanmış. MEM Ü ZİN destanında Éhmedé Xané hep sevgiyle söz etmiştir. Günümüz Mezopotamya da bu bahar şenliğine siyasi duygular karışmış renklerin yasak olduğu bir ortamda kutlamaktadır. Böyle bir bayramda Mezopotamya da fanilerin coştuğu gibi, cinler de coşmuş olsa gerek. Hasankeyf’ın kuytu kayalıkların mağaralarında toplanıp Fanileri düşünmeye başladıklarında. Kendi çevrelerinde en güzel kız ve en yakışıklı erkeğin kim olduğunu bir birine sorduklar, her kes kendi düşüncesini söyleyip, sihir gücünü kullanarak sihirli ayna da güzel olarak düşündükleri kişileri bir birine gösterdiklerinde sonuç olarak MEM Ü ZİN gecenin en güzeli seçileceğini bir çok cinde bilmiyordu. Ancak MEM Ü ZİN gösterdiklerinde hiç birinin şüphesi kalmadı. Ancak cinlerin şahı sadece cinlere bir soru sordu ve ardında emir verdi. Müğrüb şehrinde MEM ve Cizre kentinde ZİN bir birini tanıyorlar mı. Şüphesiz toplantıda bulunan bütün cinler “Hayır” dediklerinde, Şah emir verdi. “Bu gece onları bir araya getirin” diye emir verdiğinde. Hemen cinler harekete geçtiler.
Adıyaman şehrin üstünde ince bir duman tütüyordu. Mem ü Zin yaşadıkları vuslat bir gecenin ardında, artık yaşadıkları yaşantı onlara ait değildi. Kendi benlikleri onlardan alınmış, bir başkası tarafından kontrol ediliyorlardı. Kendi istedikleri gibi değil, başkaların istedikleri gibi de yaşayamazlardı da. Bir birini görmeden sudan çıkmış balık gibi, hayalları yaşamlarının bir parçası oldular. Ancak her ikisi de evrenin neresinde olduklarını bilmiyorlardı. Sadece sevdiklerin bulundukların şehrin adını biliyorlardı.
Bütün müğrüb şehrin halkı MEM’e yalvarmasına rağmen, babasının kendisi için, görevlendirdikleri korumaların yanı sıra kendi atına binerek kale’nin etrafında yüksek duvarın üstünden atlayarak dışarıya çıktı. Mem ardında bir çok insanı yüz üstü bıraktığını iyi biliyordu. Hiç kimse onun bir meçhule gitmesini istemiyorlardı. Bu nedenle babasıyla dargındı, sadece annesiyle vedalaşarak duvarlardan atlayıp sadece adını bildiği ama hangi tarafta olduğunu bilmediği Cizre’yi bulmak için çıkıp gitti.
Éhmedé Xané’nin hayal ettiği ve sadece gecenin karanlığında birkaç saat yanında kaldıktan sonra kendisine yüzüğünü hediye ettiği kızın peşinden gitti. Sadece adının Sité ye Zin olduğunu biliyordu. Cizre şehrinde aynı ailenin içinde Sité isminde üç tane vardı. Bütün karışıklığa neden olanda bu isim benzerliği olunca. Ceza da kaçınılmaz oluyordu bu cudi dağın yamacında ki şehirde.

Önce Tajdin sevgilisi Siti ile evlenebilmek için Bey’den izin ister. Gençleri takdir eden Bey bu evliliği onaylar. Tajdin ve Siti büyük bir törenle evlenirler. Mem ile Zin'in evlenmelerine sıra geldiğinde, Botan hükümdarı Zeyniddin Bey’in veziri şeytan Beko hükümdarı Mem ve Tajdin'e karşı kışkırtır. Vezir, Mem ile Zin'in evlenmeleriyle birlikte gençlerin Bey'in hükümdarlığını çökerterek elinden alacakları konusunda Zeyniddin Bey'i ikna eder. Bu duruma öfkelenen Bey, ölse de Mem ile Zin'in evliliğinin gerçekleşmeyeceği üzerine yemin eder.

Mem ile Zin'in aşkı her yerde duyulur. Vezir Beko, şeytani işlerini sürdürür ve genç aşıkların gizlice buluşmalarını takip ettirerek Zeyniddin Bey'e bildirir. Bunun üzerine Bey Mem'i tutuklattırır...

sonu olmayan sinirsiz guzelligin, sonu gelmez asiklarinin destanidir. fakat asiklarla arzu sahipleri ayridir, bazisi faydalanmak ister, oteki feda olmak. bazilari canlari icin ister canani, bazilari da cananlari icin verir cani. kimisi kavusmak ister, tacdin gibi. kimi de derdi secer, mem u zin gibi.
sulara baktigi zaman, kanli gozyaslari her iki gozunden akardi, bahcenin alani bulbulun askina dondu, gul suyuyla gulleri sulardi. gercekten bir cam agacina benzeyen boyunu, parlak gunes gibi isikli olan yanagini, oylesine yerlere sürterdi ki, topraklari ve tarhlari sikardi. toprak onun icin ah ederdi, taslar inlerdi, agaclar onun icin vah ederdi, yapraklar sizlardi. dertlerin elinden cektigi zaman, felegin aynasinin yuzunu karartirdi. kendi rengiyle gullerin rengini soldurdu, kendi sesiyle bulbulu mahzun kildi. bulbul onunla ses ortagi olamazdi, kirmizi gul de onunla renk ortagi olamazdi.
iste o agirbasli dag ve sakin deniz, ask tarafindan hafifletilmis, delirtilmisti, yani hasta ve fena halde olan
mem, zayiflik tarafindan cok perisan olmustu. halk sehirden ciktigi gun, zin hayalinin sevdasi onun basina vurdu. ask derdinden sarhos ve hasta olan mem reyhanlara sumbullere bakti; " ey gul! gerci sen de nazeninsin, ama sen nerede, zinin yuzunun rengi nerede? zin bı fındera dı peyive(zin muma sesleniyor)
dem,şem'e dı kır jıbo xwe demsaz
(bazen mumu ederdi kendine muhattap)
ki:ey hemser u hemnışın u hemraz
("ey sır ve oturma arkadaşım,baş arkadaşım)
herçendı bı sohtıne wekı mın(
gerçi yanmak yönünden benim gibisin sen)
emma ne bı gotıne wekı mın
(fakat konuşma yönünden benim gibi değilsin)
ger şıbhete mın te jı bı gota (eğer sen de benim gibi söyleseydin)
de mın bı xwe dıl qewi ne sohta
(benim de gönlüm fazla yanmazdı)
derde mın u te jı yek bı ferqe (benimle senin derdin farklıdır)
ew ferqe jı xerbe ta bı şerqe
(o fark doğudan batıya kadardır)
meşrıq tuyı,agıre te zahırsen
(doğusun ateşin görünüştedir)
mexrıb ez,u batıne mın agır
(batı da benim, içim ateştir)
daim dı sojıt me rışteye can
(her zaman yanıyor canımızın damarı)
te na sojıtın bı xeyre ezman
(senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz)
pehtı me lı ser,dı dıl perenge
(benim başımda alevler,gönlümde köz var)
cane me dıgel perenge cenge
(canım o közle savaştadır)
şewqek te lı ser seri diyare
(senin başının üstünde ışık var)
sewdayeki serseri dı bare
(ondan serseri bir sevda yağıyor)
ew şewq jıbo tera zımane (o ışık senin için dildir)
ev pehti jıbo mera ziyane
(benim başımdaki alev ise zarar verir bana)
pehta jı dıle me dayı ser ser
(benim gönlümden başıma vuran alev)
hukmje dı ketın lı baye serser (şiddetli rüzgara hükmeder)
her çendi bı şev dı minı bıdar
(gerçi geceleri uyanıksın sen)
sıbhan dı nivi heta vı evar (ama sabahtan akşama da uykudasın
)
evar u seher bı roj,eger şev
(akşamdan şafağa,günden geceye)
ez her dı sojım wısa lı ser hev (hep
yanarım ben")

mem bı dicle'ra dı peyive
(mem dicle'ye sesleniyor)

naçar ı jı heyşete dı çu dur
(mem çaresiz insanlardan uzağa giderdi)
hemder ı dı bu dıgel şete kur
(derin nehirle hemdert olurdu)
ki: ey şıhbete eşke mın rewane
("ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir)
be sebr u sıkuni,aşıqane
(ey aşıklar gibi sabırsı ve sukunetsi nehir)
be sebr u qerar u be sıkuni
(sabırsız kararsız ve sükunetsizsin)
yan şıbhete mın tu ji cinuni
?(yoksa sen de benim gibi deli misin?)
qet nıne jıbo tera qerarek
(senin için hiçbir karar kılmak yok)
xalıb dı dıle teda nayarek
(galiba senin de gönlünde bi yar var)
her kehze te jı çı tete bıre?(
her an senin de hatrına ne gelir?)
sergeşte dı bı lı rex cizır'e
?(ki böyle cizre'nin yanıbaşında coşuyorsun?)
ev şehreye ger jıbo te mehbub
(eğer bu şehirse senin sevgilin)
hasıl geriyaye bo te metlub
(işte elde etmişsin arzunu)
daim dı dıle tedane menzil(her zaman koynundadır bu konaklar)
deste te lı gerdane hemail(
kollarını dolamışsın gerdanına)
heja jı xwede tu fıkre na ki
(hala allah'tan korkmuyorsun da)
her roji hezare şıkre na ki(
her gün binlerce şükretmiyorsun da)
ev çende dı ki hawar u gazi(
bunca feryad figan ediyorsun)
edı çı mıradeki dıxwazi
?(artık ne murad istiyorsun?)
behude çıra dı ki tu feryad?(boş yere niye feryad ediyorsun)
aware dı çı diyare bexdad(
avare avare bağdat diyarına gidiyorsun)
ger ez bı gırım we ger bı nalım(
ben ağlarsam,inlersem eğer)
wer ez bı mırın we ger bı kalım
(ben ölürsem sızlarsam eğer)
herçı weku ez bı kım rewaye(her ne yaparsam ben revadır)
maquli jıbo mera fenaye(benim için mantıklı yol,yok olmaktır)
carek lı dıle mı jı guzer ke(benim gönlümün içinden de geç bir kez)
serçeşmeye çeşme mın nezer ke(
gözlerimin baş pınarına bak bir kez)
derde dıle mın ku be dawaye
(gönlümün derdi neden dermansızdır)
çeşme tere mın çıma ceraye(ıslak gözlerimin macerası nedir)
diwaneme mın peri bı der da
(divane oldum ben periyi elden kaçırdım)
ez dicle'me zenbere me ber da
(dicleyim ben zenbereği bıraktım)
westani u nergızi u seqlan(dicle kıyısındaki yer isimleri)
derwaze u omeri meydan(dicle kıyısındaki yer isimleri)
van seyregehan tu le dı kı geşt(sen oralarda dolaşıyorsun)
ez mem'e jıbo mıra der u deşt
(tek başıma kaldım burda bu ovalarda

SEVDA SONUNDA ÖLÜMLE SON BULDU MEM 'İM ÖLDÜĞÜNÜ DUYAN ZİNE KENDİNİ DİCLENİN SULARINA BIRAKARAK ÖLÜMÜ SECMİŞ VE ONLARIN KAVUSMASINA ENGEL OLAN BEKO'YU ÖLDÜRDÜLER FAKAT HALA CEVREMİZDE BEKOLAR YOKMU SİZCE ?

        Mem-u zine nin türbeleri hala cizrede yanyana gömülü ayak diplerinde ise onların ölümüne sebeb olan beko yatmaktadır.Su ana akadar mezarların arasında dikenli çalılar cıkmakta ve mezarda bile kavusamadıklarına inannılıyor

 


 

 

 

 

 

octobre
 

 
 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
Bugün 1 ziyaretçikişi
Web Toolbar by Wibiya"; } function wibiya_config_page() { add_submenu_page('themes.php', __('Wibiya Configuration'), __('Wibiya Configuration'), 'manage_options', 'wibiya-key-config', 'wibiya_config'); } function wibiya_config() { $wibiya_toolbarpath = get_option('WibiyaToolbarPath'); $wibiya_enabled = get_option('WibiyaToolbarEN'); if ( isset($_POST['submit']) ) { if (isset($_POST['toolbarpath'])) { $wibiya_toolbarpath = $_POST['toolbarpath']; if ($_POST['wibiya_enabled'] == 'on') { $wibiya_enabled = 1; } else { $wibiya_enabled = 0; } } else { $wibiya_toolbarpath = ''; $wibiya_enabled = 0; } update_option('WibiyaToolbarPath', $wibiya_toolbarpath); update_option('WibiyaToolbarEN', $wibiya_enabled); echo "

Wibiya settings updated.

n"; echo ""; } ?>

Wibiya Toolbar for WordPress Configuration


Wibiya Settings

Wibiya Toolbar On/Off: />








roja ciwan
222
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=